Afşin-Elbistan termik santralleri, Kahramanmaraş’ın kuzeydoğusunda konumlanan ve 1984’ten itibaren faaliyet gösteren iki büyük kömürlü enerji tesisi, bölge halkının sağlığını ve ekosistemini derin şekilde yaraladı. Çevre örgütleri, yerel sivil toplum grupları ve hastalıklarla mücadele eden aileler, santrallerin kapatılması ve adil bir geçiş süreci talep ediyor. Bu talep, Türkiye’nin COP31 iklim zirvesi öncesinde artan uluslararası baskının da bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Afşin-Elbistan termik santralleri ve sağlık krizi
Santraller, toplam 2.795 megavat kurulu güce sahip olup, bölgenin en büyük enerji üretim tesisleri arasında yer alıyor. Ancak Çevre Platformu’nun Kara Raporu, 2020 yılına kadar bu tesislerin yaklaşık 17.500 erken ölüme yol açtığını ortaya koydu. Raporda, karbonmonoksit, kükürt dioksit, azot oksitleri ve partikül madde (PM10) gibi zehirli maddelerin emisyon değerlerinin yasal sınırların kat kat üzerindeydi. Özellikle CO değeri sınırın 19 katına, SO₂ değeri 44 katına ulaşırken, PM10 ölçümleri de sınırın 14 katına yükseldi.
Olayın ayrıntıları ve kronolojisi
Afşin-Elbistan A santrali, 1984’te faaliyete başladı ve 2018’de Çelikler Holding’e 20‑yıllık bir özelleştirme sözleşmesiyle devredildi. Aynı zamanda B santrali, Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından işletiliyor. 27 Aralık 2024’te, iki yeni ünite eklenmesi için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) onaylandı; karar, Elbistan ve Nurhak belediyeleri, Türk Tabipleri Birliği, TEMA, Greenpeace Türkiye ve bölge halkının açtığı iptal davası sonucunda geçici olarak durduruldu. Danıştay’da hâlen görüşülen dosya, uzman bilirkişi heyetinin “ÇED olumlu” kararının sağlık ve ekoloji açısından uygun olmadığını raporlamasıyla daha da karmaşık bir hâl alıyor.
Yetkililerin ve sivil toplumun açıklamaları
Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu Başkanı Mehmet Dalkanat, "Santralde 42 yıldır gaz filtresi yok; zehirli gazlar olduğu gibi atmosfere salınıyor" diyerek durumu özetledi. Dalkanat, aynı zamanda "Kül filtresi bir zamanlar çalıştı, ancak zamanla etkisini kaybetti" ifadelerini ekledi. Prof. Dr. Gamze Varol, Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Halk Sağlığı Uzmanı olarak, santrallerin uzun vadeli emisyonlarının bölgedeki kanser, astım ve kronik solunum hastalıklarını tetiklediğini belirtti. Gökhan Candoğan, Greenpeace avukatı, "Afşin‑A’nın teknolojisi eski; özelleştirme sürecinde çevresel yatırımlar vaat edildi fakat gerçekleşmedi" şeklinde eleştirdi.
Rakamlar ve etkiler
Santraller, yıllık ortalama SO₂, CO ve NOx seviyelerini yasal limitlerin çok üstünde tutuyor. Ölçüm verilerine göre, SO₂ ortalama sınırın sekiz katı, CO sınırın üç katı, NOx ise bir buçuk katına kadar çıkıyor. En yüksek değerlerde ise CO sınırın 19 katına, NOx sınırın iki buçuk katına, SO₂ ise 44 katına ulaşmış. Bu emisyonlar, bölgedeki PM10 limitinin yılda 256 günü aşmasına neden oluyor. Çevresel etkiler arasında su kaynaklarının kuruması, toprak tuzlanması ve biyoçeşitlilik kaybı da bulunuyor. Yeraltı suyunun milyonlarca litre pompalayarak dışarı atılması, bölgenin tarımsal verimliliğini ciddi şekilde azaltmış.
Arka plan ve önceki gelişmeler
Santrallerin faaliyeti, bölgeyi bir zamanların bereketli ovadan “hayalet kasaba” hâline dönüştürdü. Çoğulhan Mahallesi, santralin hemen yanında bulunan bir eski belde, nüfusu 4‑5 bin iken bugün sadece 500‑600 kişeye geriledi. Burası, bir zamanların canlı pazarları ve tarımsal üretim alanları yerine terk edilmiş binalarla dolu bir çöküntüye dönüştü. Bölgedeki aileler, çocuklarının lösemi, kanser ve doğurganlık sorunlarıyla mücadele ettiğini, hatta bazı hastalıkların nesiller boyu aktığını rapor ediyor.
Beklenen adımlar ve geleceğe bakış
COP31 iklim zirvesi öncesinde, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, Afşin‑Elbistan bölgesindeki kömür bağımlılığının sonlandırılması ve yenilenebilir enerjiye geçiş için somut bir takvim talep ediyor. Danıştay kararının ardından, ÇED onayının iptal edilmesi ve mevcut birimlerin kademeli olarak devreden çıkarılması öneriliyor. Uzmanlar, bölgeye temiz hava izleme istasyonları kurulması, halk sağlığı taramalarının genişletilmesi ve tahrip olmuş ekosistemin rehabilitasyonu için devlet destekli projeler öneriyor. Santrallerin kapanması halinde, bölgeye yeni ekonomik faaliyetler –örneğin rüzgar ve güneş enerjisi santralleri– getirilerek istihdamın yeniden canlandırılması hedefleniyor.
Bu süreç, bölge halkının uzun süredir beklediği “yeterince öldük, daha fazla ölmek istemiyoruz” mesajının somut bir yanıtını almasıyla ölçülecek. Yerel yönetimler, çevre bakanlığı ve enerji şirketleri arasında şeffaf bir diyalog kurulması, adil bir geçişin temelini oluşturacak. Sonuç olarak, Afşin‑Elbistan termik santrallerinin kapatılması, sadece bir enerji politikası meselesi olmaktan çıkıp, insan sağlığı ve ekolojik denge açısından kritik bir adım olarak görülüyor.

Yorumlar
Yükleniyor…