Batı Trakya müftü atamaları, Yunanistan’ın Gümülcine ve İskeçe ilçelerinde yapılan yeni atamalar sonrası Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu (BTTADK) tarafından yoğun bir eleştiriyle karşılandı. Azınlık, devletin atama sürecinde topluluğun görüşlerini dikkate almadığını vurgulayarak, bu uygulamanın kimlik ve inanç özgürlüğüne zarar verdiğini savundu. BTTADK, konuya ilişkin diyalog ve uzlaşı talebini resmi bir açıklamayla dile getirdi.

Batı Trakya müftü atamaları

Yunan hükümeti, geçtiğimiz hafta Gümülcine’de yeni bir müftü ve İskeçe’de bir başka müftü atadı. Atamaların, azınlık tarafından uzun süredir kabul edilen İbrahim Şerif (Gümülcine) ve Mustafa Trampa (İskeçe) gibi isimleri dışarıda bıraktığı belirtildi. BTTADK, açıklamasında "Azınlığın tercih ettiği müftülerin devlet tarafından tanınmaması, topluluğun dini özerkliğine doğrudan müdahaledir" ifadelerini kullandı. Kurul, atamaların sadece idari bir karar olmadığını, aynı zamanda toplumsal kimliğin tanınmasıyla yakından ilişkili olduğunu tekrarladı.

Olayın kronolojisi

Müftülük sorunu, 1985 yılında Gümülcine Müftüsü Hüseyin Mustafa Efendi’nin vefatıyla ortaya çıktı ve Yunan yetkilileri o tarihten beri müftüleri doğrudan atama yoluyla belirledi. 1991 yılında çıkarılan yasa, müftü seçme hakkını ortadan kaldırarak atama sistemini kalıcı hâle getirdi. Bu süreç, azınlık tarafından seçilen müftüler ile devletin atadığı müftüler arasında iki paralel dinî liderlik yapısının oluşmasına yol açtı. Bugüne kadar Gümülcine’de İbrahim Şerif, İskeçe’de ise Mustafa Trampa, azınlık tarafından meşru müftü olarak kabul ediliyor.

Yetkililerin açıklamaları

BTTADK sözcüsü, "Yunan yönetiminin azınlık temsilcileriyle samimi bir diyalog yürütmemesi, müftü sorununu çözümden uzaklaştırıyor" dedi ve "Bu atamalar, azınlığın iradesinin göz ardı edildiğinin açık bir göstergesidir" şeklinde konuştu. Yunan yetkilileri ise müftüleri kamu görevlisi statüsünde değerlendirerek atama sisteminin yasal çerçevede sürdüğünü vurguladı. Ancak, azınlık temsilcileri 1923 Lozan Barış Antlaşması, 1913 Atina Antlaşması ve 2345 sayılı 1920 tarihli kanunların müftü seçme hakkını güvence altına aldığını hatırlattı.

Sayısal etkiler ve talepler

BTTADK, son atamaların azınlığın talep ve beklentileriyle tamamen uyuşmadığını belirterek, iki ilde toplam 2 müftünün resmi olarak tanınmadığını kaydetti. Azınlık, bu durumun hem dini hizmetlerin kalitesini hem de toplumsal güven ilişkisini olumsuz etkilediğini ileri sürüyor. Kurul, "Müftü atama sürecine azınlık temsilcilerinin katılımı olmadan hiçbir karar meşruiyet kazanamaz" diyerek, atamaların yeniden değerlendirilmesini ve seçilen müftülerin resmi tanınmasını talep ediyor.

Gelecek beklentileri

BTTADK, Yunanistan yönetimini bir an önce azınlık kurumlarıyla yapıcı bir diyalog başlatmaya davet ediyor. Kurul, uluslararası insan hakları mekanizmalarına başvurarak, müftü seçme hakkının uluslararası sözleşmelerle güvence altına alındığını hatırlatıyor. Ayrıca, Avrupa Birliği ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının sürece dahil edilmesiyle sorunun kalıcı bir çözüm bulabileceği öne sürülüyor. Azınlık, önümüzdeki aylarda yeni bir görüşme masası kurulmasını ve atamaların yeniden gözden geçirilmesini bekliyor.