Eski Yugoslavya'nın baskıcı dönemlerinde fikirleri nedeniyle zindanlara atılan, ardından bağımsız Bosna Hersek'in kuruluşuna liderlik eden ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzetbegoviç, ebediyete intikalinin 23'üncü yıl dönümünde anılıyor. Boşnak halkının varoluş kavgasında simgeleşen İzetbegoviç, ahlaki duruşu, entelektüel birikimi ve diplomasi masasındaki kararlı tavrıyla modern Balkan tarihinin en belirleyici şahsiyetleri arasında yer alıyor.
Mustafa ve Hiba çiftinin beş evladından biri olarak 1925 senesinde Bosanski Samac kasabasında dünyaya gelen Bosnalı lider, henüz 3 yaşındayken ailesiyle birlikte Saraybosna'ya taşındı. İlk ve ortaöğrenimini bu tarihi kentte tamamlayan genç Aliya, toplumdaki Müslüman unsurların maruz bırakıldığı haksızlıklara karşı erken yaşlarda bilinç kazandı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hırvatistan merkezli faşist Ustaşa yönetiminin Bosna Hersek'i topraklarına katarak Bağımsız Hırvatistan Devleti'ni (NDH) kurması, Boşnaklar üzerindeki asimilasyon politikalarını tırmandırdı.
Söz konusu faşist idarenin zoraki kimlik dayatmalarına direnen Boşnak toplumu ağır baskılarla karşılaşırken, diğer taraftan ırkçı Sırpların oluşturduğu Çetnik çeteleri de bölgeyi Müslümanlardan arındırma hedefiyle geniş çaplı kıyımlara girişti. Bu zorlu atmosfer, İzetbegoviç'in hayatı boyunca sürecek olan adalet ve özgürlük davasının temellerini oluşturdu.
Düşünce suçlusu olarak başlayan cezaevi yılları ve entelektüel duruşu
Boşnakların dini ve milli şuurunu diri tutmak maksadıyla teşkilatlanan "Genç Müslümanlar" hareketine katılan İzetbegoviç, arkadaşlarıyla birlikte tahrip edilen mescitlerin ve konutların imarı için gayret gösterdi. Savaştan sonra kurulan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti çatısı altında da Müslümanların eşit vatandaşlık haklarını savunmayı sürdürdü. Bu faaliyetleri sebebiyle 1946 yılında, henüz 21 yaşındayken güvenlik güçlerince gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Cezaevi sürecinin tamamlanmasının ardından akademik hayata dönen İzetbegoviç, ziraat eğitimine başlasa da daha sonra hukuk fakültesine geçerek buradan mezuniyetini aldı. 1949 yılında Halida Hanım ile evlenen Boşnak liderin bu evlilikten Leyla, Sabina ve Bakir adlarında üç çocuğu dünyaya geldi. Josip Broz Tito iktidarındaki baskıcı rejime rağmen insan hakları mücadelesini yazılarıyla devam ettiren İzetbegoviç; Preporod, Takvim ve Glasnik gibi yayınlarda evlatlarının baş harflerinden türettiği "LSB" müstear ismiyle makaleler kaleme aldı. 1960'lı yıllarda taslağını oluşturduğu "İslam Deklarasyonu" ise 1970'te basılarak geniş bir coğrafyada yankı uyandırdı.
Tito'nun 1980 yılındaki vefatının akabinde Yugoslavya genelinde aşırı milliyetçi dalga yeniden güç kazandı. İzetbegoviç, "Doğu ve Batı Arasında İslam" adlı temel eserinin basılmasına kısa bir süre kala, 1983'te 12 Müslüman aydınla birlikte "Saraybosna Süreci" kapsamında tevkif edildi. Yargılama neticesinde örgüt kurarak düşmanca faaliyette bulunmak ve düşünce suçu işlemek iddiasıyla 14 yıl hapse mahkum edilen İzetbegoviç, bu zorlu tecrit döneminde "Özgürlüğe Kaçışım - Zindandan Notlar (1983-1988)" adlı kitabını hazırladı ve 1988 yılındaki genel af düzenlemesiyle salıverildi.
Dağılan Yugoslavya ve bağımsızlığa giden çetin referandum
Tahliyesinin ardından siyasal arenaya adım atan Aliya İzetbegoviç, 1990'da kurulan ve halen ülkenin en büyük Boşnak teşkilatı hüviyetini taşıyan Demokratik Eylem Partisinin (SDA) kurucu genel başkanlığına getirildi. Çok geçmeden, Yugoslavya'yı oluşturan altı federe cumhuriyetten biri konumundaki Bosna Hersek'in liderlik makamına seçildi. Fakat Yugoslavya'nın dağılma sürecine girmesiyle birlikte coğrafyada çatışma fitili ateşlendi; Yugoslav Halk Ordusu (JNA) 1991'de Slovenya ve Hırvatistan'daki çatışmaları tırmandırırken kriz Bosna Hersek'in Ravno ve Popovo köylerine kadar sıçradı.
Ülkenin geleceği belirsizliğe sürüklenirken, savaş suçları nedeniyle daha sonra müebbet hapse mahkum edilecek Sırp siyasetçi Radovan Karadzic, bağımsızlık girişimlerinin Müslümanların tamamen yok olmasına yol açacağını öne sürerek tehditler savurdu. Bütün bu baskılara karşın 29 Şubat-1 Mart 1992 tarihlerinde düzenlenen bağımsızlık halk oylaması tarihi bir dönüm noktası oldu. Bosnalı Sırpların geniş çapta boykot ettiği referandumda, sandık başına giden seçmenlerin yüzde 99,7'si bağımsızlıktan yana irade bildirdi.
Sandık sonucunun netleşmesiyle JNA ve organize edilen Sırp milis kuvvetleri, Bosna Hersek'in dört bir yanında eş zamanlı katliamlar başlattı. İzetbegoviç ise halkına meşru müdafaa ve topyekun direnme çağrısı yaparak uluslararası kamuoyunun gözü önünde cereyan eden bu işgale karşı savunma hattı kurdu.
Soykırım tehdidine karşı direniş ve Dayton Barışı
Sırp milislerin Müslüman varlığını haritadan silme gayesiyle başlattığı saldırılar; kadınları, yaşlıları ve çocukları hedef alan toplu katliamlara, tecavüzlere ve toplama kamplarındaki ağır işkencelere dönüştü. Bosna Hersek güçleri kuzey ve doğu hatlarında Sırplarla çarpışırken, güney ve batı kesimlerinde ise Hırvat güçlerine karşı iki cepheli amansız bir savaş vermek zorunda kaldı. Üç buçuk yılı aşkın süre muhasara altında tutulan başkent Saraybosna'nın yanı sıra Prijedor, Bijeljina, Zvornik, Visegrad, Srebrenitsa ve Foca gibi merkezler vahşi katliamlara ve soykırıma sahne oldu.
Kanlı çatışmalar, yaklaşık 200 bin insanın can vermesi ve 1 milyonu aşkın kişinin yurtlarından sürülmesinin ardından 1995 senesinde imzalanan Dayton Barış Antlaşması ile durduruldu. Anlaşma ülkeyi Bosna Hersek Federasyonu, Sırp Cumhuriyeti ve Brcko Özerk Bölgesi olarak yapılandırırken, federasyon kanadı da kendi içerisinde 10 kantona ayrıldı. Aliya İzetbegoviç, ortaya çıkan bu zoraki formülü değerlendirirken "Bu, adil bir barış değil fakat savaşın devam etmesinden daha iyidir." ifadelerini kullanarak tarihe not düştü.
Uluslararası alanda egemenliği tescillenen Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı unvanını taşıyan İzetbegoviç, kurulan çoklu Devlet Başkanlığı Konseyinin de ilk liderliğini üstlendi.
Eserleri, vasiyeti ve geride bıraktığı uluslararası miras
Kötüleşen sağlık koşulları dolayısıyla 2000 yılında devlet başkanlığı görevinden kendi rızasıyla feragat eden İzetbegoviç, 2001 yılındaki parti kurultayında da genel başkanlığa tekrar talip olmadı. Hayatının son döneminde, o tarihte başbakanlık vazifesini yürüten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelen tecrübeli lider, 19 Ekim 2003'te Saraybosna'da vefat etti.
"Şehitlerin arasında mütevazı bir mezara defnedilmek istediğini" belirten vasiyetine sadık kalınarak, dünyanın dört bir yanından gelen 150 bini aşkın kişinin katıldığı cenaze merasimiyle Saraybosna'daki Kovaçi Şehitliği'nde toprağa verildi. Geride bağımsız bir yurt bırakan bilge lider; "İslam Deklarasyonu", "Doğu ve Batı Arasında İslam", "Özgürlüğe Kaçışım", "Tarihe Tanıklığım" ve "Köle Olmayacağız" gibi kitaplarıyla derin bir fikri miras emanet etti.
Küresel adaletsizliklere karşı ömrü boyunca sesini yükselten İzetbegoviç, mazlum coğrafyaların sorunlarına her daim duyarlılık gösterdi. Nitekim 13 Kasım 1995'te Dayton görüşmeleri sırasında dönemin Filistin Devlet Başkanı Yasir Arafat'a gönderdiği mektupta yer alan şu satırlar, onun küresel adalet tasavvurunu özetliyordu: "Yıllardır süren mücadelenizde halkınız azim gösterdi ve siyasi liderliğiniz, ulusal hedefler konusunda net bir vizyona sahip. Filistin'in en iyi evlatlarının bu erdemleri, Allah'ın yardımıyla meyve verecektir."
Aliya İzetbegoviç, sergilediği kararlılık ve arkasında bıraktığı düşünce külliyatıyla hem Bosna Hersek'te hem de dünya genelinde saygıyla anılmaya devam ediyor.

Yorumlar
Yükleniyor…